Altılıyı bulmak kadar gülmeye eğlenmeye de ihtiyacımız var. Çizerlerimiz karikatürlerle at yarışlarına ışık tutmuşlar. Tam olarak at yarışı denilince aklımıza gelen her olay için bir karikatür bulamasak da bunu da şimdilik yeterli gördük.


Atların aşkı foto finişe kadardır. Var mıdır sizce böyle aşklar? Eğer varsa kaç kuponumuz yattı kim bilir. Bak şimdi,  o tek dişilerin erkeklerle koşup kazandığı yarışlar geldi aklıma.


Kelin ilacı olsa başına sürer Hilmi Abi. 


Ayağı kırılan atlarımızın makus talihi. 
Ayağı kırılan atlar neden uyutulur? Bildiğimiz kadarıyla tedavisi mümkün. Biraz zahmetli, meşakkatli iş ama şifası var. 





Burun farkı :) Ne diyelim bilemedik. Bazı foto finişlerde böyle burunlu atlar çıkıyor. Çizildiğini iddia edenler de var. Biz yolumuza bakalım. 


İşsiz Cevdet... Faturasını ödemek için at yarışı oynayanlar vardır. Cevdet, aslında onları temsil ediyor. At yarışı bütçe dahilinde keyif için oynanan, yarış heyecanına ortak olmak dışında kupon doldurmanın anlamının olmadığı oldukça sosyal bir organizasyonken nasıl oldu da ülkemizde kazanç kapısı olarak düşünülmeye başlandı, bilmiyoruz. 

Kim şampiyon bir atı olsun istemez ki? Ya da hangi at şampiyon olmak istemez ki? Her at gücü nispetinde koşuyor. Tabii ülkemize nice şampiyonların para uğruna harcandığını da unutmamak lazım. En yakın örneği Turbo. Şeyhlerin zamanın parasıyla 5 milyon TL teklif ettiği öyle nadide bir Arap atını sırf para uğruna yarış yarış koşturup nihayetinde sakatladılar. Elbette Alperkaan'a pedigri veren TJK'nın sorumsuzluğu da var. Yarım kan ata ver pedigriyi, harcasın şampiyonu. Belki de o yarışı hiç koşmasaydı en az 3 yıl daha Turbo'yu izlerdik. 


Sert jokey İsmail Tekme. Kamçıyla at deviren jokeylerimiz aklımıza geldi. Hışman Çizik, Özcan Yıldırım gibi jokeylerin bindiği safkanlar birkaç yarış kazanıp sonra tarihe karışıyor. Sertlik isteyen safkanlar muhakkak vardır. Yaradılışı öyledir ama her ata da bam güm girilmez kardeşim. Ata bir daha kamçı vurmam, diyen Selim Kaya'ya da selam olsun. Bir defasında kamçı yüzünden ceza alıp apranti okuluna gönderilmişti. Sonunda "Atlara kamçı vurup canını yakıyoruz. Jokeyliği bırakıyorum şeklinde radikal bir karar aldı. Tebrikler. 


Spikerleri de unutmayalım. Hele o Abdullah diye bir tane var ki sormayın. Bazen Urfa'yı, bazen de Adana'yı anlatıyor. Adam işinden memnun değil. Atları karıştırıyor, yarış içerisinde of çekiyor, pof çekiyor. Soğuk, donuk bir anlatımı var. Birilerinin amcasının oğlu değilse TJK'ya nasıl kabul edildiği konusu üniversitede tez konusu olabilir. 


"Ulan bu at nasıl kaybeder?" diye birbirimize sorduğumuz yarışları art arda koysak buradan köye yol olur. Starttan çıkmayan %60 AGF ve üzeri atlar mı dersiniz, 


Urfa Hipodromu'nda bir akşamüstü... Urfa'da koşan atların bir mücadelesini en geri, diğerini en önde bitirmesinden, totosu 0-0-0-0 olan bir atın bir anda 10 boy fark atarak kazanmasından hepimiz bıktık. Bu işe, "Dur!" diyen de yok. TJK, durumdan memnun. İkramiyelerin yüksek çıkması demek, daha cazip at yarışı demek. 


Yazdığımız atı yarış içinde desteklemek, biz daha yüksek sesle bağırınca kazanacağını düşünmek... Her yarışseverin yaptığı bir faaliyettir. Küçük çocuğunu yastığın üzerine oturtup yazdığı at kazansın diye teşvik yaptıran mı dersiniz, eliyle ekrandaki atı iten mi... Ne ararsanız var. Çünkü biz yarışseveriz, heyecanın bağımlısıyız. Kumarbaz değiliz.