22 Kasım Nalkapon İzmir At Yarışı Tahminleri (TUTTU 639 TL )


NALKAPON İZMİR AT YARIŞI TAHMİNLERİ

Nasılsın yeğenim, iyi misin? Artık yavaş yavaş hakkımdaki gizli bilgileri öğrenmeye başladın. Çevrene toplanan üç beş kişiye caka satmaya devam ediyorsun. Ama acele etme, Dayın sana her şeyi yavaş yavaş anlatacak. Birden hepsini anlatmam söz konusu olsa da mükemmelliğim buna izin vermiyor. Özet geçmeyi sevmem, detaycıyım. Ayrıntılardaki şeytanı bulup müthiş bombalarımı seninle paylaştığımı ne çabuk unuttun. Şimdi sana Bulgar sınırını nasıl geçtiğimi anlattığım mükemmel serüvenimi dikkatlice oku. Sonra da sayfama girip methiyeler düz. Tamam mı?

Yeğenim Edirne'ye vardığımda karnım çok acıkmıştı. Cebimdeki 500 gaymeyle bir lokantaya girip ciğer sipariş ettim. Yanına köpüklü ayranımı söyleyip üstüne de künefe hazırlamalarını emrettim. Bulgar sınırını geçmek için gücümü iyice toplamam gerektiğini biliyordum. Yine de düşünceliydim; plan yaparken transa geçiyor olmam mümkün. Birden yanıma beyaz elbiseli bir amca geldi. Sessizce masaya doğru eğilip ''Bana bak Nalko, Bulgar sınırının her yeri mayın döşeli, oradan geçmen çok zor. Parçalarını İstanbul Bayrampaşa'dan toplarlar. Ama sana yardım edeceğim haberin ola. Sakın korkuya kapılma. Annenle babanı da kafana takma. Sen seçilmiş kişisin. Avrupa'nın sana ihtiyacı var. Yaşanılan her şeyin bir anlamı olması mümkün. Yemeğini ye, dışarıda seni bekliyorum. '' O bunları söyledikten sonra bir anda kendime geldim yeğenim. Her şeyimi biliyordu. Üstün hayat bilgimle onun ermiş bir zat olduğunu anlamam çok kısa sürdü. 

Yemeğimi yedikten sonra dışarıya çıktığımda kapının önünde arka kapısı açık bir limuzin beni bekliyordu. İçine girdiğimde yaşlı amca bana gülümsedi. Kapı kendiliğinden kapandı. Sonra karanlık yollara girdik, ormanları geçtik, dağları aştık. En sonunda bir çiftliğe geldik. Kimse yoktu. Araba durdu, kapı yine kendiliğinden açıldı. Yaşlı amca bana dönüp ''Burası yolun sonu ama her şeyin başlangıcı. Her ne kadar sana yardım edeceğimi söylemiş olsam da kendi yolunu kendin bulman gerektiği söylentileri doğrudur. Kendi hayatının çobanı olma zamanın geldi de geçiyor bile. Haydi işin rast gide.'' dedi. Sonra arkamı dönüp çiftliğe baktım, geri dönüp ''İhtiyar bana bak eğer bu düşmanlarımın bir tuzağıysa, ilk önce senin kelleni almam söz konusu'' diyecektim ki araba da o da kaybolmuştu. 

Yavaş yavaş çiftliğe yaklaştım. Koyun melemeleri, inek mölemeleri bir de köpek havlamaları karanlığı yarıyordu ama içimde hiçbir ürperti yoktu. Korkusuzluğum en çok takdir gören özelliğimdir. Hemen yerden iki kaya parçası alıp biraz da çalı çırpı topladıktan sonra üstün bilgilerimi kullanıp bir ateş yaktım. Sabaha kadar kıvrılıp başında uyudum. Sabah uyandığımda ne yapacağımı bilmiyordum. Horozların yumurtalarından alıp ateşi canlandırdım. Boş bir damacananın içine dereden su koyup yumurtaları içine attım. Ateşin üstüne bırakıp haşlanmalarını bekledim. Biraz da meyve toplayıp gücümün yerine gelmesi için her şeyi hazır ettim. 

Kahvaltımı bitirdikten sonra bir kompiter gibi çalışan beynimi kullanıp müthiş zekamı harekete geçirdim. İhtiyarın söyledikleri kulaklarımdaydı, bana, kendi hayatının çobanı ol, demişti. Bulgar sınırındaki mayınları aşmam için yardım edecekti. Sonra alıp çiftliğe getirdi. Birden aklıma o güne kadar kimsenin düşünmediği bir şey geldi. Koyunları eğitip Bulgar sınırını geçmek için piyon olarak kullanmalıydım. Onlara eğitim vermek için hemen çiftliğin içinde bir bölge kurdum. İçlerinden birini lider seçtim. Dediklerimi yaptıkça onlara saman veriyordum. İlk gün peşimden yürümeyi öğrettim ama asıl öğrenmeleri gereken şey saman attığımda gidip getirmekti. Zamanım daralıyordu. Günlerce uğraşsam da bir türlü onlara fırlattığım samanı getirmeyi öğretemedim. Eğer bunu  yaparlarsa, sınıra geldiğimizde onları öne sürebilirdim. 12 gün boyunca iki danayı kesip yedim, ineklerin sütüyle beslendim. Tavuklar da günlük yumurtamı veriyordu. Her şeyim tam olsa da sınırın ötesinde beni bekleyenler olduğunu biliyordum. Sonunda her şeyi göze alıp sınıra gitmeye karar verdim yeğenim. 

O gün sabah uyandığımda ineklerle, tavuklarla vedalaştım. Koyunları da peşime takıp sınıra doğru yürümeye başladım. 500 metre gittikten sonra son bir geri dönüp baktığımda çiftlik yerinde yoktu. Yaşlı ihtiyar da limuziniyle gelmiş bana el sallıyordu. Ona teşekkür etmek için yürümeye başlasam da 35 dakika sonra aramızdaki mesafenin hiç kapanmadığını fark ettim. Bana bakıp gülümsüyor, eliyle git işareti yapıyordu. Ben de beklemeden yola koyuldum. Sınır çok uzak değildi. Hepi topu 70 km yürüyecektim. Son 5 km kala akşam karanlığının çökmesini beklemek için bir tepede mola verdim. Gece olduğunda artık hazırdım. Koyunları etrafıma toplayıp sınıra geldim. Önce tel örgüleri açmam gerekiyordu. En başta bir kerpeten gibi sağlam dişlerimle telleri incelttim sonra da içine demir konmuş çimentolu beton gibi sert olan pazularımı kullanıp tek hamlede telleri kopardım. Geriye koyunları içeri sokmak kalmıştı. Onlara dönüp baktığımda tek sıraya dizilmişlerdi. Liderleri ''Sana ihtiyaç var Nalko, canımız yoluna feda olsun'' der gibi gözlerimin içine baktı. Sonra bir bir içeri girdiler. İlk önce lider koyun mayına bastı, sonra diğerleri. Önümde bir koridor açılmıştı ama son 50 metrelik yer mayın tarlası olarak duruyordu. Hiç düşünmeden koşmaya başladım. Tam son koyunun bastığı mayının oraya geldiğimde uzun atlama yeteneğimi kullanıp zıpladım. Uçuyordum yeğenim ama bir süre sonra irtifa kaybetmeye başladım. Artık yolun sonu görünmüştü ama o da ne yeğenim; üç tane kartal tepemden yakalayıp beni mayınların öteki tarafına kadar taşıdılar. Anlayacağın Bulgar sınırını geçmem zor olmadı yeğenim. Arkama dönüp baktığımda çok sevdiğim koyunların bir bir devrilmiş bedenlerini gördüm. Gözlerim biraz dolsa da metin olmam gerektiğini biliyordum. Tam arkamı dönüp yoluma devam edecektim ki yine yaşlı ihtiyar göründü. Tellerin arkasına limuzini çekmiş camdan bana bakıyordu. Eliyle yine git der gibi hareketler yaptı. Sonra kartallara veda ettim. Onlar da bana ''Önemli değil, ne yaptık sanki'' der gibi bir bakış attılar. Ben de zaman kaybetmeden hemen ormanın içine doğru koşup izimi kaybettirmem gerektiğini biliyordum, yoksa inzibatlar enseme yapışabilirdi. Yarım saat içinde 35 km koşup bir köye vardım. İşte yeğen ecnebi güzeli İvanka'yı ilk o zaman gördüm. Onunla tanışmamız da şanıma yakışır şekilde oldu. 

Görüyorsun yeğenim vahşi doğada nasıl hayatta kalacağımı çok iyi biliyorum. Benim bir adım da sörvayvırdır haberin ola. Issız bir adada 30 yıl tek başıma yaşayabilecek hayat tecrübesi bende var. Düşmanlarım yazdıklarımı okuduktan sonra hasetinden çatlayıp hastanelerin acillerini doldursa da hiç kimseden korkum yok bu böyle biline. Yeni yazılarımı bekle, çevrendekilere beni övüp sayfamı göster. Gözlerinden öperim, şansın bol ola. 

EDİTÖR: Siteniz Sihirli Kantarma'nın sizlerin reklamlar konusunda gösterdiği teveccüh sayesinde yayın hayatına devam ettiğini unutmadan duyarlı davranarak engelleyici uygulamalar kullanmadığınız için teşekkür ederiz.


Nalkapon İzmir At Yarışı Tahminleri 


2 BAY JAK BANKO

7.8.6.4.12.9
2.1.3
7 ERTEMİZ // 4      İKRAMİYE;639 TL 
3.2.7.1 // 11.8.9
3.1.7..6.12.13.15.9

40.32 TL // 141.12 TL




4 yorum:

  1. ben sana demedim mi torunlarını sev kupon verme die he son düzlük

    YanıtlaSil
  2. üşenmiyo musun bu kadar yazı yazma ya be

    YanıtlaSil
  3. Hahaa. Efsanesin Dayıı..!!

    YanıtlaSil
  4. yaw çok tuhaf biri bu, oynamasam da ne yazmış diye günlük girip bi bakıyorum :) reklamı da tıklıyorum bu arada

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.